<_script /><_script /> yaşama dair herşey - el işi - Blogcu



el işi

8/6/2009 - komikkkkkkkkkkkk :)))))))))))

ADAM - Çorabım nerede?
KADIN - Bilmiyorum, hiç aramadı.
ADAM - Kusura bakma sevgilim, ben çıplak ayakla hiçbir espriye gülemiyorum.
KADIN - O zaman çorabını giy, zira ben espri yapmaya devam edeceğim.
ADAM - Bulabilsem giyeceğim.
KADIN - O halde çorabını bulunca haber ver.
ADAM - Son kez soruyorum çorabım nerede?
KADIN - Hayatım çorabını rehin almışım gibi davranma. Ne bileyim ben? Aynı evde yaşamaya başladığımızdan beri sen hep bu soruyu sorarsın ve ben hep aynı yanıtı veririm: Çoraplarının takipçisi değilim.
ADAM - Ama ben değişik bir yanıt alma umudumu umutsuzca sürdürüyorum.
KADIN - Çoraplarını birbirine sokup top yaptıktan sonra evin en ücra köşesine atmaktan vazgeçsen daha iyi değil mi?
ADAM - Lütfen şu çorap brifingine bir son verebilir misin?
KADIN - Bu telaşının sebebi nedir acaba?
ADAM - Geç kaldım.
KADIN - Nereye?
ADAM - Gitmem gereken yere.
KADIN - Neresi orası?
ADAM - Bilmiyorum.
KADIN - Bilmediğin bir yere nasıl gideceksin?
ADAM - Tarif üzerine.
KADIN - Gürbüz?
ADAM - Efendim?
KADIN - Ne oluyor?
ADAM - Yok bir şey, çorapsızım ve geç kaldım, hepsi bu.
KADIN - Kiminle buluşacaksın?
ADAM - Bilmiyorum.
KADIN - Bilmediğin bir yerde tanımadığın birisiyle buluşmaya gidiyorsun?...
ADAM - Evet. Ayrıca çorabımın da nerede olduğunu bilmiyorum. Bugün hiçbir şey bilmiyorum.
KADIN - Gürbüzcüğüm sinirlenmeye başlamamın senin için bir sakıncası varmı?
ADAM - Hayır yok, zaten ben de sinirliyim.
KADIN - Nereye gidiyorsun be ADAM?!
ADAM- Bir okurumla buluşacağım. Beyoğlu'nda bir kafede.
KADIN - Okurunla ha? Bir tahminde bulunmak istiyorum izninle, bu bir KADIN değil mi?
ADAM - Bilmiyorum.
KADIN - Bir şeyi de bil be ADAM!?
ADAM - Bana ikinci kez "be ADAM" dedin. İstersen üçüncü hakkını kullanma!
KADIN - O zaman sen de biraz daha açıklayıcı konuşmaya başla istersen. Mesela bu okurunun adı ne?
ADAM - Nurten.
KADIN - Adı Nurten ama sen KADIN olup olmadığını bilmiyorsun?
ADAM - Canım sadece isimden bunu anlayamazsın ki. Benim bir arkadaşım vardı mesela ismi Gülten'di.
KADIN - Ve erkekti öyle mi?
ADAM - Hayır kadındı ama bir sürü erkek adaşının olduğundan söz etmişti...
KADIN - Gürbüz sabrımın sınırını merak ediyorsan hemen seni aydınlatayım, tam oradayız. Yani bir adım daha atarsan sınırdışı olacaksın haberin olsun! Nerede tanıştınız bu kadınla?
ADAM - Henüz tanışmadık, tanışmaya gidiyorum işte.
KADIN - İyi de tanışma isteğini bir şekilde belli etmiş olmalı değil mi? Yoksa sen hiç bilmediğin birinin seninle tanışmak istediğini nereden bileceksin?
ADAM - Bu kız ya da erkek, her neyse, bana sürekli mail gönderiyordu ve hep tanışma isteğini dile getiriyordu, sonunda ben de tamam buluşalım dedim.. Olay bundan ibaret.
KADIN - .....Güzel.
ADAM - ...............
KADIN - Bir kafede ha?
ADAM - Evet.
KADIN - Hoş bir kahve kokusu... Beyoğlu'nda olduğuna göre, entelektüel bir hava... Belki uzaktan duyulan bir pipo aroması... Dipten gelen enstrümantal bir etnik müzik... Ve bir yazarla bir okurun tadına doyulmaz edebiyat sohbeti.
ADAM - Çok güzel anlattın, bir tek şey dışında, çorapsız bir yazarla bir okurun sohbeti.
KADIN - Akşam da bir bara gidersiniz herhalde.
ADAM - Saçmalama.
KADIN - Ne var bunda canım? Daha Nurten'in KADIN olup olmadığı bile belli değil.
ADAM - ...Başka temiz çorap da yok, Allah kahretsin.
KADIN - Canım bu kadar sıkı giyinmene gerek yok zaten. Belki de yakında soyunacaksın.
ADAM - Nasıl yani?
KADIN - Nurten kadınsa yani!
ADAM - Biraz abartmıyor musun?
KADIN - Sevgilim eğer uygun bir yer bulamazsan buraya getir, ben anneme giderim ne olacak?
ADAM - Karıcığım ben bir yazarım ve bir okurum benimle şahsen tanışmak için yoğun bir çaba harcadı. Ben de sonunda tanışmayı kabul ettim, bütün mesele bundan ibaret, lütfen bilimkurgu hikayeleri anlatma!
KADIN - Tabii canım tabii... O yüzden bir saattir gözünün önündeki çorapları görmüyor ve boncuk boncuk terliyorsun.
ADAM - Hani çoraplar? Aaa... madem çoraplar bir saattir senin elinde niye aratıyorsun bana?
KADIN - Özür dilerim hayatım... Ben şimdi çorabını pencereden aşağı atıyorum, sen giderken alır yolda giyersin.
ADAM - Dur be KADIN!
KADIN - Güle güle ahlaksız ve çorapsız yazar!!!
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : komik

16/3/2009 - bir mail aldım sizinle paylaşmak istedim....

 '5 yaşında idim.
 Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
 Bir tane yere düştü.
 Babaannem eğildi, aramaya  başladı.
 Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya  çalışıyordu .
 Çocukluk iste,

 -Aman babaanne dedim.
 - Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
 Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
 -Sen oturduğun yerden ahkâm  kesiyorsun, ' dedi.
 - Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç  tanesinde  kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
 Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
 
 Aradan yıllar geçti.
 Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
 Alain'in proposlarini okuyorum.
 Birden irkildim.
 Babaannemi hatırladım.
 Alain, bir  insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı  ihanet etmiş olur diyordu.
 İlave ediyordu. Bir  iğnenin  üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el  emeği vardır diyordu.
 
 On dokuz yıl evveldi.
 Stockholm'e gitmiştim.
 Bir otele indim.
 Geceydi.
 Sabahleyin, traş olmak için lavaboya  gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
 'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe  atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
 Doğrusu hayretler içinde kaldım.
 Çocukluğumdan beri çelik eşya  denince akla İsveç çeliği gelir.
 Birçok eşya  üzerinde'  İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
 İste o  ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe  gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen  turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.
 
 İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
 'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz  lütfen  hazırlığınızı yapın.
 Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç  ziyanına engel olun.'
 
 Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı  yasayan insanlardır.
 Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş,  hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
 Böyleleriyle; evini mezat salonuna  çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
 Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne  kadar acıdır.
 Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.
 Zamanın başbakanı meclisi  toplar.
 Kürsüye çıkar.
 Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;

 -Şu andan itibaren der,
 
-Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış  borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir  şey  yemeyeceğim.
 -Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
 Dediklerini yapar, en üstten en alta bir  israftan kaçınma kampanyası açılır.
 Japonya bütün  borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün  kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını  söylemeye  gerek  yok.
 Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını  gördüm.
 Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...
 
 *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
 
 *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle  örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.
 
 Bir mıh bir nalı kurtarır.
 Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
 Bir komutan bir orduyu,
 Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..
 
 Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
 Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır. 
 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : hayat

24/12/2008 - komiklere devam :))


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : komik

24/12/2008 - yurdumdan komik kareler :))

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : komik

14/12/2008 - namazın faydaları.. lütfen okuyun... habipapatyam dan alıntıdır

Namaz ve Sağlık

 

Namazın beden sağlığına olan faydaları iki nokta üzerinde toplanır: Birincisi namazın temizlik yönü, ikincisi de hareket, yâni namazın idman yönüdür.

 

NAMAZIN TEMİZLİK YÖNÜ

 

Vücudun kiri ile Cenâb-ı Hakk’ın karşısına çıkılmayacağı gibi, namaz abdesti almadan namaza durmak da mümkün değildir. Namaz kılan insanın vücudu pırıl pırıldır ve bu temizlik günde beş defa tekrar edilir. Namaz kılan insan en iyi şekilde tahâretlenmeye (temizlenmeye) mecburdur. Onun kulaklarında, burnunda, göbeğinde kir bulunmaz. Madem ki namaz mü’minin mi’râcıdır ve Cenab-ı Hakk’ın huzûruna yükseliştir, o halde huzûra çıkan bir şahsın gerek bedenen, gerek fikren ve gerekse rûhen tertemiz olması şarttır.

 

NAMAZIN İDMAN YÖNÜ

 

 Her rekâtta iki defa secdeye giden mü’min, günlük 40 rekat namazda 80 defa yatar kalkar. Hiçbir jimnastikçi, bu hareketleri muntazam olarak günde 80 defa tekrarlayamaz. Jimnastikçiler, genellikle sadece sabahları olmak üzere, günde yirmi veya otuz defa hareket ederler. Yaptıkları hareketler hızlı olduğundan, ekseriyetle kalblerini yorar ve onları yorgun düşürür. Bütün gün de hareket etmediklerinden, vücutlarında kalori toplanmasının ve yağlanmanın önüne geçemezler. Namazda ise hareketler yavaştır. Hareketler kalbi yormaz ve günün muhtelif saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar. Yağlanmaya ve kalori depolanmasına mâni olur.

 

“Sıvı halindeki organımız” denebilen kan, akciğerlerde ve böbreklerde temizlenir, oksijen ile yüklenir ve bütün vücuda yayılmak üzere kalbe gelir. Kalb, kanı vücudun en ücra yerlerine kadar ulaştırmak üzere pompalar. Ancak bu kan gönderme işinde kalbe yardımcı olunabilmesi için, insanın birtakım hareketler yapması gerekmektedir. Organizmadaki hücrelerin yaşaması ve bedenin dinç kalması için, o hücrelerin kan ile iyice sulanması veyahut kanlanması gerekmektedir.

 

Namaz kılmadan bütün gün sopa gibi gezinen bir insanın kalbinden başına doğru pompalanan kan ile, namaz kılan ve günde başını 80 defa yere koyan bir kimsenin başına gelecek kan miktarı, muhakkak ki aynı değildir. Beynin üzerindeki zar tabakası, namaz kılan şahıslarda, kılmayanlara nazaran günde 80 defa daha fazla kanlanıyor demektir.

 

Hafıza ve şahsiyet ile ilgili frontal lob, yâni beynin ön lobu da, aynı şekilde 80 defa fazla kan banyosu yapmaktadır.

 

Namaz kılan insanlarda hafıza ve şahsiyet bozukluklarına,  çok az rastlanır. Bu insanlar daha uzun ömürlü olur ve bunamaya uğramazlar. Erken bunamanın cerrahî tedavisinde bu frontal lob, yâni beynin ön kısmı kesilip çıkartılır. Bir insanın beyni günde seksen defa kanla yıkanırsa, o insan ne erken ne de geç bunamaya yakalanır. Onun için namaz kılan ve çok yaşayan ihtiyarlar kolay kolay bunamazlar. Fazla ihtiyarlamadığı halde yataklara yapışıp altlarını pisleyen ve ekseriya bunama alâmetleri gösterenler, namaz kılmayan kimselerdir.

 

Diğer taraftan, insanın iradesine bağlı hareketlerini ve yürüyüşünü temin eden merkezlerin bulunduğu parietal lob ile görme, işitme, duyma, koklama ve tatma merkezlerinin bulunduğu arka lob da 80 defa fazla kanla besleniyor demektir. Beynin içindeki “Capsula interna” dediğimiz noktalı çekirdeğin içinde de, insanın irade dışı hareketlerini temin eden (ekstrapramidal) merkezler olduğu için, namaz kılanların capsula internaları da, kan ile  80 defa temas etmektedir. İnsanın dengesini sağlayan beyinciğin ve kafa çiftlerinin çıktığı beyin kökünün beslenmesinin ne kadar kıymetli bir şey olduğunu anlamak için doktor olmak gerekmez.

 

Namaz kılanların gözleri de kuvvetli bir kan deveranına mâlik olur. Böylece göziçi tansiyonunda artma olmaz ve ön kameradaki sıvının devamlı şekilde değişmesi temin edilmiş olur. Glokom ve buna benzer vahim göz hastalıklarının namaz kılanlarda daha az görülmesi bu yüzdendir. Kulakların iyi kanlanması da sinüzitlerin meydana gelmesine büyük ölçüde mâni olmaktadır.

 

Namazın ritmik hareketleri, bağırsak peristaltizmini arttırdığından, bağırsakların kolay boşalmasında ve kabızlık âfetinin defedilmesinde  büyük rol oynar. Namaz kılan insanların gerek kalça, gerek diz ve gerekse ayak bileklerinin yanısıra kol omuzu, dirsek ve el bileği mafsalları da devamlı işleyen bir makina gibi olduğundan, mafsallarda teşekkül edecek bütün romatizma ve degeneratif hastalıklardan korunduğu apaçık ortadadır. Zaten bu hastalıklar, İslâm Dîni ile yakından uzaktan alâkası olmayan Hristiyanlarda ve namaz kılmayan insanlarda daha fazla görülür. En son bahsettiğimiz bu mafsal hastalıklarından insanı koruması bile, namazın mucizevî yönlerinden birini teşkil eder.

 

Namazın, organizmamız üzerindeki faydalarını yazmak, ciltler dolusu bir eser gerektirdiğinden, bunu her uzvun uzmanına bırakmayı uygun görüyorum. Bu konuda yapılan her araştırma, namazın “dinin direği” olduğu gerçeğini bir kere daha ispatlayacaktır.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : namaz

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

el işleri,hayata dair herşey

Kategoriler

Etiket Bulutu

komik şarkı şiir ilginç 23 nisan çocuk sağlık millet örgü pasta

Arkadaşlarım

filiztulu
funmak
beyzaca
azidee
hobilerimden
ayseliden
sensizken
eminedantelorgu
turkuaz37
beyhancayir
yarence1
ayse26
mavis62
ahmetyazar
nesrin naz
kalbinur
fidelya
almulaca
gulsevincehobi
gulserenoten
asude42
eliisi
dostboncuk
1incitanem
magicdesignhayaleturet
leziz
hobihome
elifcekurdela
elle
edaca30
esen barkan(MERSİN)
mugeninoltasii
busu
emel24
kerasos
metekan
laylaa73
psikolojist
pembelila
sberna
annemmutfakta
sabay06
recaysev
pelinozden
Serpil Gül PAÇAL
sevgipinari01
1tebessum
oznurla
sadecedantel
bebekorgusu
taytay
cocukorguleri
damakzevki38
aydanur42
hulela
hayatdenilen
nazarboncugu1976
busecegunler
hayalimdekiblog
havis
pisikoterapi
dilaramla
hazal73
pirilti6464
kittycafe
nurunorguleri
abeb
sadecehobi
ortakhayatlar
fiberoptikci
seymacan
mutfakbereketi
gules32
yasemince37
orgulerimyemeklerim
naneci
esila48